zengin dede


En yakın arkadaşımın zengin dedesiyle, özsaygım yerine maddi güvenceyi seçtiğimi düşünerek evlendim. Düğün gecemizde bana gerçeği anlattı; utanç verici bir anlaşma sandığım şey; haysiyet, sadakat ve hakikat için verilen bir savaşa dönüştü.
İnsanların fark edeceği türden bir kız değildim; tabii bana gülüp gülmemeye karar verdikleri anlar hariç.
On altı yaşıma geldiğimde, bir saniye gecikmeyle gülmeyi, acınası bakışları görmezden gelmeyi ve yalnızlığın bir tercihmiş gibi davranmayı öğrenmiştim. Sonra kimya dersinde Menekşe yanıma oturdu ve bilerek nazik davranarak her şeyi değiştirdi. O, çaba sarf etmeden güzeldi; bense görünmezdim.
Ama bana asla bir “iyileştirme projesi” gibi davranmadı. “Ne kadar özel olduğunun farkında değilsin Leyla,” derdi. “Beni güldürüyorsun.”
Lise ve üniversite boyunca yanımda kaldı; benimle uğraşmanın çok zor olduğunu fark edip beni terk edeceğini düşündüğüm her yıl yine oradaydı. Aramızdaki fark mı? Onun bir evi vardı. Benimse ağabeyimden gelen ve eve geri dönmememi söyleyen bir mesajım… Bu yüzden onun peşinden şehre gittim; bu bir takıntı değil, sadece hayatta kalma çabasıydı. Evim küçük, gürültülü ve zar zor ayakta duran bir yerdi ama benimdi. Menekşe bir gün elinde erzaklar ve benim hiç inanmadığım bir iyimserlikle kapımda belirdi.
“Perdeye ihtiyacın var,” dedi. “Benim kira parasına ihtiyacım var,” diye cevap verdim.
devamı sonraki sayfada…