arkadaşımın köpeği

Mooney daha önce hiç yapmadığı kadar acı ve ısrarlı bir şekilde havlıyor, camları tırmalıyordu. Kapıyı açtığım an yanımdan fırlayıp buzlu zeminde üç bacağıyla koşturarak doğruca yaşlı adamın üzerine atıldı ve sızlanarak dizlerine kapandı. Adam gayriihtiyari Mooney’nin tüylerine sarılıp fısıldadı: “Sakin ol Moon.” Kalbim duracak gibi oldu; ona “Moon” diye seslenen tek kişi Bennett’tı. Adam başını kaldırıp bana baktığında, Bennett’ın o mavi ve keskin gözlerini gördüm. Karşımda duran, Bennett’ın babası Graham’dı.
Graham aylardır sokaklarda, minibüsünde yaşıyordu; evi gitmiş, telefonu kesilmiş, bürokrasi arasında kaybolmuştu. Bennett ona ölmeden önce “Caleb’i bul ve onun ortadan kaybolmasına izin verme” diye tembihlemişti. O gece Graham’ı zorla eve götürdüm. Bana Bennett’ın bıraktığı bir mektubu verdi. Mektupta Bennett, ikimizin de çok inatçı olduğunu, birbirimize bakmamız gerektiğini ve ancak ikimiz bir araya gelirsek onun hayat hikayesinin tamamlanacağını yazmıştı. Mooney, o gece sadece bir yabancıyı tanımamış, dağılmış bir ailenin parçalarını birleştirmişti.
O günden sonra Graham minibüsünden kurtuldu, işlerini yoluna koyduk ve evimin karşısında küçük bir daireye taşındı. Artık her Pazar, elinde alet çantasıyla bana gelir; bozulan dolaplarımı tamir eder, Bennett hakkında hikayeler anlatırız. Mooney kapıda Graham’ın ayak sesini duyduğunda hala o mutlu çılgınlığına kapılıyor. Üç bacaklı, inatçı köpeğim o gece benzinlikte aslında bir yabancıya havlamıyordu; bana hala sahip olduğum o gizli aileyi işaret ediyordu.
Sayfalar: 1 2