Hemşire telefonu uzattı


Aniden giriş kapısı sertçe açıldı ve yaklaşık yetmiş yaşlarında bir adam içeri girdi. Çok sade, neredeyse yoksul bir şekilde giyinmişti — yıpranmış bir ceket, eski bir şapka ve elinde baston. Yavaş ama kararlı adımlarla ilerliyordu, nereye gideceğini kesinlikle biliyormuş gibi. Görünüşü hemen dikkat çekti. İnsanlar birbirine bakmaya başladı; biri komşusuna bir şeyler fısıldadı.
Adam kayıt masasına yaklaştı. Genç bir hemşire bilgisayarın başında bir şeyler yazıyor, başını bile kaldırmıyordu.
— Başhekiminizi görmek için geldim. Onu nerede bulabilirim, söyleyebilir misiniz? — diye sakin bir şekilde söyledi.
— Sıranızı bekleyin, siz diğerlerinden daha üstün değilsiniz, — diye kuru bir şekilde yanıtladı ve ekranına bakmaya devam etti.
Bir saniye sonra yine de gözlerini kaldırdı… ve yüz ifadesi hemen değişti. Sinirli, neredeyse tiksinmiş bir ifade aldı. Hafifçe geri çekildi ve kaşlarını çattı.
— Off… çok kötü kokuyorsunuz. Burası hastane, burası… — durakladı, ama hemen daha sert devam etti — lütfen buradan çıkın yoksa güvenliği çağıracağım. Burası ücretsiz bir klinik değil.
Koridorda sessizlik çöktü. Birkaç kişi başını çevirdi, bazıları artık yaşlı adama açıkça bakıyordu. Arka sıralardan fısıltılar duyuldu:
— Evet, gerçekten, buraya nasıl girdi…
— Aman tanrım, hiç utanma yok…
— Belki evsizdir…
Ama adam kıpırdamadı. Sadece bastonuna dayanarak duruyordu ve hemşireye sakin bir şekilde bakıyordu. Bakışlarında ne öfke vardı ne de korku — sadece yorgunluk ve sessiz bir güven vardı.
Hemşire telefonu uzattı, belli ki güvenliği çağırmaya hazırlanıyordu.
Tam o anda ameliyathane kapısı sertçe açıldı.
Herkes istemsizce başını çevirdi. İçeriden ameliyat kıyafetleri giymiş bir adam çıktı, maskesini hemen çıkardı. Bu başhekimdi. Konsantre ve ameliyattan yorgun görünüyordu, ama olanları görünce hemen kayıt masasına doğru ilerledi.
Hemşireye bile bakmadı. Gözleri yaşlı adamın üzerindeydi. Ve ardından olanlar herkesin şok olmasına neden oldu
— Baba… — dedi aniden nazikçe, yaklaşarak. — Geldiğine çok sevindim. Şu anda gerçekten yardımına ihtiyacım var.
Koridorda sessizlik hâkim oldu. Öyle ani bir sessizlikti ki, birinin telefonunu düşürdüğü bile duyuldu.
Hemşire olduğu şeylere inanamadı, donakaldı.
— Affedersiniz… bu sizin… babanız mı? — diye sessizce sordu.
Başhekim ona döndü. Gözlerinde öfke yoktu, ama sert bir soğukluk vardı.
— Evet. Ve bir zamanlar bu ülkenin en iyi cerrahlarından biriydi. Bildiğim her şeyi ondan öğrendim. Doktor oldum çünkü onun izinden gittim.
Bir an için yaşlı adama saygıyla baktı, gözden kaçması imkânsız bir saygıydı.
— Şu anda zor bir vaka ile karşı karşıyayız. Üniversitelerde öğretilmeyen şeyler var. Bunu sadece onun gibi insanlar öğretir.
Koridordaki insanlar artık birbirine farklı bakıyordu. Gözlerinde artık alay yoktu — sadece şaşkınlık ve utanç vardı.
Hemşire başını eğdi. Yüzü kızardı ve sessizce fısıldadı:
— Özür dilerim… bilmiyordum…
Ama yaşlı adam sadece hafifçe başını salladı, sanki artık önemi yokmuş gibi.
Başhekim nazikçe onu kolundan tuttu.
— Hadi baba. Gerçekten yardımına ihtiyacımız var.
Ve birlikte ameliyathaneye doğru yürüdüler.
Koridorda ise uzun süre sessizlik hâkim oldu; herkes aynı şeyi düşünüyordu… bazen dış görünüş, bir insanı yargılamak için çok az şey söyler.