koltuğunu işaret ediyordu

Uçuşun geri kalanı gergin bir sessizlik içinde geçti. Alejandro dizüstü bilgisayarından birkaç şifreli mesaj gönderdi. Katalina ise uyuyormuş gibi yaparken olanları anlamaya çalışıyordu.
Uçak **Meksiko Şehri’ne** indiğinde Alejandro önce ayağa kalktı.
— **Bayan Mendoza**, — dedi yumuşak bir sesle — çıkışa kadar size eşlik etmeme izin verin.
— Gerek yok, **Bay Rivas**.
— **Alejandro**, — diye düzeltti.
Katalina kısa bir an tereddüt etti, ama kabul etti.
Varış salonunda sivil giyimli iki adam onları uzaktan izliyordu. Alejandro onları hemen fark etti. Katalina bunu onun bir anda gerilen duruşundan anladı.
— Bakmayın, — diye fısıldadı Alejandro.
Katalina’nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
— Onlar…?
— Bilmiyorum. Ama risk alamam.
Ani bir dürtüyle Alejandro, Katalina’nın bebek çantasını eline aldı.
— Benimle yürüyün. Sanki bir aileymişiz gibi.
Bu kelime Katalina’nın göğsünde yankılandı.
Aile.
Birlikte yürüdüler. Mateo tehlikenin farkında olmadan huzur içinde uyuyordu.
Adamlar da hareket etmeye başlamıştı.
Tam o sırada siyah bir SUV ana girişte durdu. Bir şoför hızla araçtan indi.
— **Bay Rivas**.
Alejandro arka kapıyı açtı.
— Bin.
Katalina donup kaldı.
— Ben… yapamam.
— Şimdi burada tek başınıza kalırsanız, o adamlar sizi takip eder. Kim olduğunuzu bilmiyorlar. Sadece benimle birlikte olduğunuzu biliyorlar.
Bu söz yetmişti.
Araca bindi.
Yol boyunca Alejandro birkaç telefon görüşmesi yaptı. Katalina konuşmaların parçalarını duyabiliyordu: “denetim”, “iç ihanet”, “şüpheli transferler”.
Sonunda telefonu kapattı ve ona döndü.
— Katalina… size bir şey sormam gerekiyor.
— Evet?
— Ne iş yapıyorsunuz?
Katalina gözlerini yere indirdi.
— Muhasebeciydim. Mateo doğunca işi bıraktım. Babası… — kısa bir duraksama oldu — sorumluluk almak istemedi.
Alejandro yavaşça başını salladı.
— Şüpheli finansal hareketleri tespit edebilir misiniz?
Katalina kaşlarını çattı.
— Elbette.
Alejandro dizüstü bilgisayarını açtı ve ekranı ona doğru çevirdi.
— O zaman yardımınıza ihtiyacım var.
Ekranda hayalet hesaplara yönlendirilen milyonlarca dolarlık transferler görünüyordu. Katalina’nın örüntüyü fark etmesi beş dakikadan az sürdü.
— Bu dışarıdan biri değil, — diye mırıldandı. — Size en yakın çevreden biri.
Alejandro gözlerini ona dikti.
— Ben de öyle düşünmüştüm.
Hain, kendi şirketinin içindeydi.
Sonraki haftalar Katalina’nın hayatını tamamen değiştirdi. Alejandro onu resmî olarak dış danışman olarak işe aldı. Güvenli bir daire ayarladı. Mateo’nun artık aydınlık ve huzurlu bir odası vardı.
Ama lüksten daha çok Katalina’yı şaşırtan şey Alejandro’nun oğluna davranış biçimiydi.
Sabırla. Şefkatle. Gerçek bir ilgiyle.
O soğuk bir adam değildi. Sadece kendini korumaya alışmıştı.
Günlerce ve gecelerce çalıştılar. Sonunda sorumluyu buldular: Alejandro’nun on yıldır güvendiği ortağı.
Yüzleşme sert oldu.
— Seni ailem gibi görmüştüm, — dedi Alejandro.
— İş dünyasında aile diye bir şey yoktur, — diye cevap verdi hain, tutuklanmadan hemen önce.
Bu söz Katalina’nın zihnine kazındı.
Çünkü o da tehlikeli bir şey hissetmeye başlamıştı.
Bir gece, dava kapandıktan sonra, Alejandro küçük bir çantayla daireye geldi.
— Bu sefer patron olarak gelmedim, — dedi. — Bir erkek olarak geldim.
Katalina nefesini tutarak ona baktı.
— Uçakta… hayatımın değiştiğini anladım. Tehlike yüzünden değil. Senin yüzünden.
Sessizlik kalp atışlarıyla doldu.
— Kurtarılmaya ihtiyacım yok, — diye fısıldadı Katalina.
— Seni kurtarmak istemiyorum. Seninle birlikte yürümek istiyorum.
Tam o anda Mateo odadan ağlamaya başladı.
İkisi de gülmeye başladı.
Alejandro onu doğal bir şekilde kucağına aldı. Bebek tıpkı uçakta olduğu gibi parmağını tuttu.
Katalina, yıllardır içinde taşıdığı korkunun, utancın ve yalnızlığın yavaş yavaş kaybolduğunu hissetti.
Bu anında gerçekleşen bir masal değildi.
Her gün adım adım kurulan bir hayattı.
Aylar sonra, Alejandro’nun şirketinin desteklediği **bekar anneler için yeni bir vakfın açılışında**, Alejandro basının önünde Katalina’nın elini tuttu.
— Bana gerçek yatırımın paraya değil… insanlara yapılması gerektiğini o öğretti.
Katalina gözleri parlayarak ona baktı.
Bazen hatalar gerçekten hata değildir.
Onlar birer kapıdır.
Ve o gün yanlış koltuğa oturduğunda… bu bir kaza değildi.
Yeni hayatının başlangıcıydı.