yemeye devam ettim


Beni yeni bir birliğe gönderdiklerinde de durum böyleydi.
İlk günler sessiz geçti. Kimse soru sormadı, kimse tanışmadı. Yemeklerde hep yalnız otururdum — duvarın yanındaki arka metal masada. Önümde sıradan bir yemek tepsisi, etrafımda ise gürültü, sohbetler, kahkahalar vardı.
Onlar sadece dış görünüşü görüyordu: saçları düzgün toplanmış, birkaç beyaz teli olan, sade bir üniforma giymiş bir kadın. Onlar için bu tek bir anlama geliyordu — zayıf, görünmez, önemsiz.
Ve şu sonuca vardılar: Eğer bir kadın yalnızsa, onunla her şeyi yapabilirler.
Başka bir ihtimali akıllarına bile getirmediler.
O gün her zamanki gibi başladı. Sessizce yemek yiyordum, gereksiz yere başımı kaldırmıyordum. Ama sonra, görmeden önce hissettim.
Havadaki o gerginliği.
Dört asker. Genç, kendine güvenen, fazlasıyla gürültücü. Yeni üniformalar, taze armalar, kulakları tırmalayan yüksek kahkahalar. Doğrudan bana doğru geliyorlardı, sanki hedeflerini çoktan seçmişlerdi.
İçlerinden biri — uzun boylu, kendinden emin bir gülümsemeyle — masanın yanında durdu ve biraz eğildi.
— Hey, kadın… — dedi yapmacık bir nezaketle. — Bu masaya ihtiyacımız var. Kalk.
Cevap vermedim. Sadece yemeye devam ettim. Arkasından biri güldü.
— Sanırım duymuyor, — dedi diğeri. — Ya da öyle yapıyor.
Üçüncüsü yanımdaki sandalyeye yaslanmış, küstahça yukarıdan aşağı bana bakıyordu.
— Hey, seninle konuşuyoruz.
Yavaşça başımı kaldırdım.
— Yemek yiyorum. Beni rahat bırakın, — dedim sakin bir şekilde.
Birbirlerine baktılar ve gülümsemeleri daha da genişledi.
— Ciddi misin? — diye alay etti ilki. — Bizi mi görmezden geliyorsun? Kalk, bu masa bizim.
Tekrar yemeğime döndüm.
Ve o anda sınır aşıldı. İçlerinden biri aniden tepsimi kaptı. Bir şey söylemeye bile fırsatım olmadı.
Yemek, sos, su — her şey bir anda başıma ve omuzlarıma döküldü. Ilık sıvı yüzümden, üniformamdan akıp yere damlıyordu.
Etrafımda yüksek ve kendinden emin kahkahalar yükseldi.
— İşte şimdi gerçekten bitirdin, — dedi aynı adam.
Yavaşça elimle yüzümü sildim, üzerimdeki yemek kalıntılarını temizledim. Yemekhanede bir anda sessizlik oluştu. Hatta gülenler bile susmaya başladı.
Beni zayıf sandılar, ama hiçbiri benim kim olduğumu ve neler yapabileceğimi hayal bile edemezdi
Sakin bir şekilde ayağa kalktım.
Ve ilk kez gerçekten onların gözlerinin içine baktım.
— Bittiniz mi? — diye sordum sakin bir şekilde.
Bu tonu beklemiyorlardı.
— Ne yapacaksın? — diye alay etti biri. — Şikâyet mi edeceksin?
Bir adım öne çıktım.
— Hayır.
İlkini anında yere serdim. Ne olduğunu bile anlayamadı. Tek bir isabetli darbe — ve yerde nefes almaya çalışıyordu.
İkincisi kolumu tutmaya çalıştı ama bir saniye sonra o da diğerinin yanındaydı. Üçüncüsü geri çekildi ama artık çok geçti.
Dördüncüsü donakaldı, olan biteni kocaman gözlerle izliyordu. Tüm yemekhane sessizliğe bürünmüştü.
Birkaç saniye içinde dördü de yerdeydi ve kalkamıyordu.
Onların üzerinde duruyordum, sakin bir şekilde üniformamı düzelterek.
— Unutmayın, — dedim alçak sesle. — Kadın olmak zayıflık değildir.
Salondan biri hafifçe nefes verdi. Bir peçete aldım, yüzümü sildim ve hiçbir şey olmamış gibi çıkışa doğru yürüdüm.
Ve sadece birkaç dakika sonra, birlik boyunca yayılan bir haber birçok kişinin yüzündeki gülümsemeyi sildi.
Ben sıradan bir asker değildim. Eski bir özel birlik komutanıydım. Ve boks sporunda ustaydım.
Ve o günü uzun süre unutmadılar.