kayınvalidem vefat edince


Yıllarca bana kan kusturan kayınvalidem vefat edince, yastığının altına sakladığı o küçük defteri buldum. İçinde bana yaptığı onca eziyetin ardından yazılmış son satırı okuduğumda gözyaşlarıma hakim olamadım: “Beni affet kızım, kocamın sana yapacaklarını engellemek için seni evden uzaklaştırmaktan başka çarem yoktu.”
Odanın içine sinmiş o ağır naftalin ve kurumuş lavanta kokusu genzimi yakarken, elimdeki deri kaplı, kenarları aşınmış küçük deftere bakakaldım. Kalbim göğüs kafesimi kırarcasına çarpıyordu. Nefes alamadığımı hissettim; sanki görünmez bir el boğazıma yapışmıştı. Yıllarca nefret ettiğim, adını her duyduğumda içimin öfkeyle dolduğu kayınvalidem Meliha Hanım… Cenazesinde bile gözümden tek bir damla yaş akmamıştı. İçten içe, bana çektirdiği acıların bedelini yalnız ve sevgisiz ölerek ödediğini düşünmüştüm. Oysa şimdi, titreyen parmaklarımın arasında tuttuğum bu sararmış sayfalar, inandığım tüm doğruları yerle bir ediyordu.
Gözyaşlarım görüşümü bulandırırken, sayfaları aceleyle geriye doğru çevirmeye başladım. Defterin her bir satırı, Meliha Hanım’ın titrek el yazısıyla doldurulmuştu. Okudukça, yıllardır kalın bir sır perdesinin ardında oynanan o korkunç tiyatroyu idrak ediyordum. Kayınpederim Kemal Bey… Dışarıdan bakıldığında son derece saygın, babacan ve nüfuzlu bir iş adamıydı. Eşim Sinan bile babasının sözünden asla çıkmaz, ona adeta tapardı. Ben de başlarda onun bu sahte şefkatine inanmıştım. Ancak defterdeki satırlar, Kemal Bey’in o altın varaklı kapıların ardındaki karanlık yüzünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.
“Kemal bugün o adamlarla yine evde toplantı yaptı,” diyordu Meliha Hanım aylar önce yazdığı bir sayfada. “Oğlumuz Can’a hastalık derecesinde takıntılı. Soyadını taşıyan tek torununu bizzat kendi yetiştirmek, onu kendi kalıbına sokmak istiyor. Gelini ise ailesine layık görmüyor, onun zayıf ve kontrol edilemez olduğunu düşünüyor. Bugün doktor maskeli o iki adamla konuştuklarını duydum. Elif’in lohusa sendromundan çıkamadığını, akli dengesinin yerinde olmadığını kanıtlayacak sahte raporlar hazırlıyorlar. Onu gizlice şehir dışındaki o kapalı kliniğe kapatıp, vasiliğini alacaklar. Can’ı annesinden koparacaklar. Buna izin veremem. Kendi gençliğimi bu vicdansız adama kurban ettim ama o gencecik kızın ve masum yavrunun hayatının zindan edilmesine seyirci kalamam.”
Okuduklarım karşısında kanım dondu. Olduğum yere, Meliha Hanım’ın yatağının kenarına yığılıp kaldım. Demek Kemal Bey’in bana sürekli getirdiği o renkli “vitamin” hapları, her fırsatta “Kızım sen çok yorgunsun, psikolojin iyi değil, biraz tedavi görsen” diyerek altı boş imalarda bulunması hep bu yüzdendi! Beni yavaş yavaş ilaçlarla uyuşturup deli ilan etmeye, hukuki olarak tüm haklarımı elimden almaya çalışmışlardı.
Defterin ilerleyen sayfalarında, Meliha Hanım’ın çaresiz çırpınışlarına şahit oldum. Kocasının gücü ve nüfuzu karşısında polise gitse veya Sinan’a anlatsa kimseyi inandıramayacağını, kendi başının da yanacağını çok iyi biliyordu. Tek bir çıkış yolu bulmuştu: Beni o evden kaçırmak devamı icin sonrki syfaya gecinz…