ağlayıp yalvardı


Can uzun bir yemek masasının en ucunda oturuyordu. Başını eğmişti. Yanında daha önce hiç görmediğim yaşlı bir kadın vardı. Saçları sıkı bir topuz yapılmıştı. Üzerinde personel kartı yoktu. Yüzü sertti. Kadın Can’ın kaşığını aldı ve ağzına doğru itti. Kaşığı dudaklarına bastırıyordu. Can başını çevirdi ve sessizce ağladı. Gözyaşları akıyordu. Ama kadın durmadı. “Tabağın bitmeden buradan kalkamazsın!” diye sertçe söyledi. Artık dayanamadım. Kapıyı öyle sert açtım ki duvara çarptı. Bir çalışan irkilerek, “Hanımefendi buraya giremezsiniz—” “Umurumda değil!” dedim. Koşarak masaya gittim. Can beni görünce nefesini tuttu. Onu kucağıma aldığımda küçük bedeni rahatlamayla titredi. Kadına döndüm. “Bir daha çocuğumu zorla beslemeye kalkarsanız bunu devlete bildiririm,” dedim. Kadın şaşkındı. “Bu bizim politikamız. Çocuklar verilen yemeği bitirmek zorunda.” “Politika mı?” dedim öfkeyle. “Çocukları ağlatana kadar zorla beslemek politika değil. İstismar.” Sonra personele döndüm. “Bu kadın kim? Neden personel kartı yok?” Kimse cevap vermedi. Can’ı alıp çıktım. O gece uyumadan önce yatağının kenarına oturdum. “Can,” dedim yumuşakça, “neden kreşte yemek yemek istemiyorsun?” Battaniyenin altına kıvrıldı. “Kadın tabağımı bitirmezsem kötü çocuk olduğumu söylüyor,” diye fısıldadı. “Yemek israf ediyorsun diyor. Herkes gülüyor.” Sesi titredi. O an kalbim parçalandı. Can yemekten korkmuyordu. Utandırılmaktan korkuyordu. Pazartesi sabahı kreş müdürü Banu’yu aradım. “Biz çocukları zorla beslemeyiz,” dedi şaşkınlıkla. “Oğlumun ağzına kaşık bastırıyordu,” dedim. Sessizlik oldu. Sonra yavaşça konuştu. “Sanırım… Claire teyze olabilir.” “Personel değil mi?” “Hayır. Gönüllü.” Telefonu daha sıkı tuttum. “Gönüllüler çocuklarla yalnız kalıyor mu?” “Benim halam. Emekli. Yardım ediyor.” “Arka plan kontrolü yapıldı mı? Çocuk bakımı eğitimi var mı?” dedim. “Eski kafalıdır sadece—” “Hayır,” dedim. “Bahane yok.” Ertesi gün devlete şikayet ettim. Yetkililer birkaç gün içinde geldi. Sonuçlar düşündüğümden bile kötüydü. Kreş kapasitesinin üzerinde çocuk alıyordu. Bazı çalışanların sertifikası yoktu. Gönüllüler gözetimsiz çalışıyordu. Ve birçok çocuk, yemek bitene kadar zorlandıklarını söyledi. Sadece Can değildi. Devlet kreşe uyarı verdi. Bir hafta sonra başka bir anne, Leyla, markette yanıma geldi. “Teşekkür ederim,” dedi. “Kimin için?” “Kızım Sena da öğle yemeklerinde ağlıyordu. Meğer aynı kadın onu da azarlıyormuş.” Sonunda kreş lisansını kaybetti. Can için yeni bir kreş buldum. Şimdi her sabah yine mutlu uyanıyor. Şarkılar söylüyor. Çantasına oyuncaklarını koyuyor. Yeni öğretmeni ilk gün ona şöyle dedi: “Ne kadar istersen o kadar ye. Karnın ne diyorsa o.” Can kocaman gülümsedi. Ve o an bir şeyi öğrendim: Çocuğunuzu her zaman dinleyin. Bazen küçücük bir cümle bile her şeyi değiştirebilir. Can’ın o sözleri hâlâ kulaklarımda: “Öğle yemeği olmasın anne.” Basit bir cümleydi. Ama her şeyi değiştirdi.