Annemden yadigâr


Benim adım Elif. Kocam Burak ile on yıllık evliliğimiz boyunca, kayınvalidem Nermin Hanım’ın o diktatör ve sır küpü hallerine hep katlanmak zorunda kaldım. Nermin Hanım, son derece otoriter, her şeye karışan ve evdeki herkesi kendi kurallarına göre yöneten kibirli bir kadındı. Onun yatak odasında, ceviz ağacından yapılma kilitli bir çeyiz sandığı vardı. Bu sandığın içinde ise, sadece bayram temizliklerinde çıkarıp kendi elleriyle sildiği, üzeri altın varaklı, ağır ve antika bir vazo dururdu. Bize hep, “Bu bana rahmetli annemden yadigâr, çok kıymetli. Sakın ola ki benden başka kimse buna el sürmesin,” derdi. O vazoya dokunmak evde kesinlikle yasaktı.
Geçen hafta, kayınpederimin vefatından sonra Nermin Hanım’ı bizimle yaşaması için yeni aldığımız daha büyük bir eve taşımaya karar verdik. Nakliye günü evde büyük bir telaş vardı. Nermin Hanım, “O sandığı işçilere elletmem, siz taşıyın” diye tutturunca, sandığı taşımak bana ve görümceme kalmıştı. Ancak merdivenlerden inerken görümcem aniden tökezledi. Sandık ellerimizden kaydı ve büyük bir gürültüyle mermer zemine çakıldı. Kapağı kırılan sandığın içindeki o meşhur antika vazo da paramparça olmuştu.
Nermin Hanım o an mutfaktaydı, gürültüyü duyup çığlık atarak salona doğru koşmaya başladı. Ben ise panikle yere eğilmiş, vazonun parçalarını toplamaya çalışıyordum. İşte tam o anda, kırılan kalın seramik tabanın aslında çift katlı olduğunu ve o gizli bölmeden etrafa sararmış, eski zarfların saçıldığını gördüm. Üzerlerinde eski tarihler ve silinmeye yüz tutmuş isimler vardı. İçgüdüsel bir dürtüyle, Nermin Hanım yetişmeden önce o zarflardan birkaçını hızla hırkamın cebine sakladım. Nermin Hanım salona girdiğinde kırık vazoyu görünce sinir krizi geçirdi, beni beceriksizlikle suçlayıp saatlerce feryat etti. Ancak ağladığı şeyin annesinden kalan bir yadigâr değil, aslında yıllardır sakladığı o iğrenç sırrın ortaya çıkma korkusu olduğunu o gece öğrenecektim.
Akşam herkes uyuduktan sonra, odama çekilip kapıyı kilitledim. Titreyen ellerimle hırkamın cebindeki o sararmış zarfları çıkardım. İçindeki mektupları okumaya başladığımda, kanım damarlarımda dondu. Nefesim kesildi. Mektuplar, Nermin Hanım’ın gençliğinde kendi el yazısıyla yazdığı ama göndermeye cesaret edemediği itiraflarla ve kız kardeşi Leyla’dan gelen çaresiz yalvarışlarla doluydu!
O sararmış kâğıtlarda yazanlara göre, Nermin Hanım gençliğinde asla anne olamayacağını öğrenmişti. Zengin ve köklü bir aileden gelen kayınpederim, soyunu yürütecek bir varis istiyordu ve Nermin Hanım kocasını kaybetmemek için şeytani bir plan kurmuştu. Kendi öz kız kardeşi Leyla, o dönemler sevdiği adam tarafından hamile bırakılıp terk edilmişti. Nermin, karnı burnunda olan kardeşini herkesten gizlemiş, köydeki ücra bir eve kapatmıştı. Kendisi de bu sırada eşine hamile rolü yapmıştı. Leyla doğum yaptığında ise bebeği onun kucağından zorla almış, Leyla’yı “Eğer birine söylersen seni yaşatmam, namusunu temizlerim” diyerek tehdit edip beş parasız sokağa, başka bir şehre sürmüştü devamı icin sonraki sayfaya geciniz….