Annemden yadigâr


O zorla anasından koparılan, Nermin’in “kendi öz oğlum” diyerek 30 yıl boyunca herkese yutturduğu o bebek, benim kocam Burak’tan başkası değildi! Nermin Hanım’ın “annemden yadigâr” diyerek o vazoda sakladığı şey, zengin kocasını elinde tutmak için öz kardeşine yaptığı o iğrenç zulmün ve çaldığı bir hayatın karanlık belgeleriydi.
Okuduklarım karşısında dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yere yığıldım. O gece sabaha kadar gözyaşı döktüm. Sabah ilk işim, o mektupları kocam Burak’ın önüne koymak oldu. Burak mektupları okuduğunda rengi kâğıt gibi bembeyaz oldu, elleri titremeye başladı. Yıllarca ona kan kusturan, sevgisiz ve otoriter bir kadın olan “annesinin” aslında onun hayatını çalan bir canavar olduğunu öğrenmek kocamı paramparça etmişti.
O gün Burak mektupları alıp Nermin Hanım’ın karşısına dikildi. Kadın belgeleri gördüğü an inkar edemedi, dizlerinin üzerine çöküp yalvarmaya başladı. Ama Burak’ın gözlerinde sadece devasa bir nefret ve kırgınlık vardı. “Sen benim annem değilsin, sen benim hayatımı, gerçek annemi çalan bir hırsızsın!” diyerek onu o evden kapı dışarı etti.
Aylar süren amansız aramalarımızın sonucunda, Burak’ın gerçek annesi Leyla Teyze’yi uzak bir kasabada, yoksulluk ama onur içinde yaşarken bulduk. O kavuşma anındaki gözyaşlarını, Leyla Teyze’nin tam 30 yıl sonra oğlunun boynuna sarılıp kokusunu içine çekerken attığı o feryadı ömrüm boyunca unutamam. Kibirli Nermin ise tek başına, o koca yalanlarıyla ve çaldığı hayatların günahıyla yapayalnız kaldı. Çünkü gerçeklerin, ne kadar derine gömülürse gömülsün, bir gün mutlaka gün yüzüne çıkmak ve adaleti sağlamak gibi kusursuz bir huyu vardı.